hereinafter4daysago

Sevgili Buz Ruleti;
Günlerden Cumartesi, ben henüz çıkmışım depresyondan. Pek bir huzurlu, pek bir güzel gün geçen aylara nazaran.Yahut inanamasanız bile erkenden ayaktaydım sabah sabah, cumartesi cumartesi, tatil tatil…
Kalktım ve aylardır düzen yüzü görmemiş odamı topladım. Acıdım ona. Ben depresyondayım diye onunda mı içinin kırık döküklerle, tozlarla, çöplerle dolu olması gerekir. Açtım bir Green Day topladım bütün odamı. Onun da içi aynı benimki gibi ‘bal dök yala’ oldu.
Error!
Şimdi bu oda toplu ya… Şimdi bu oda tertemiz ya… İçime bir hüzün çöküverdi. Başladım odamı dağıtmaya. Kırık şeylerimi odama salıverdim, yetmedi bir de ben kırıp döktüm. ‘Ohh bee, Vallahi odaceğizim şimdi senin içini hiiiç düşünemicem. Bana göre hava hoş biraz da senin için kırıklarla, döküklerle dolsun yahu!’
A-a! Bir saniye, ben Green Day mi dinliyorum? Ahahaha evet Green Day dinliyorum. Evet artık Sia dinlemiyorum. Artık I’m in here şarkısının piyano versiyonundan başka şarkı dinleyebiliyorum. İlahi  mutluluk ne kadir şeysin sen!
Uzun zamandır bir şeyler yazıp okumadğımı fark ettim. Yazmaya kalktım da bence bu yazdıklarım insanların sağlığı için kaşıkçı elması gibi saklanmalı. Baktım olmuyor, kalemim artık b.k yoluna kurban gidiyor. Ben de kitap okumaya karar verdim.
Firarperest… Pek güzel bir kitap. Bir yazısında ‘mutluluk beden için iyidir, sağlıklıdır, ama mesele bedeni değil de beyni geliştirmekse eğer, o zaman mutluluktan değil, ancak hüzünden hayır gelir.’  Demiş Elif Şafak. Ne de güzel demiş. Tekrar depresyona giresim geldi. Odamı mı toplasam acaba? Yada bir süre böyle kalsın. Eee hüzün kardeşimiz de arada uğrasın artık bize de.
Eeee si Buz Ruleti, Hayat güzel, ben güzelim, sen güzelsin. Mutluyum. Bak söylüyorum sana sakın mutluluğuma nazar gelmesin. Kimseler duymasın.
Hadi şimdi çık dışarı hadi!

(Kaynak: youtube.com)

Hava sibiryadan geledursun biz böyle küçük adamlarla başbaşa kalalım

canbonomo:

Kaçalım-*

 

Bir kız geçiyordu; üstünde kırmızı bir elbise.

Başka niyetlerle, sükunla, başı önde.

Güzel.

 

Kaçalım.

 

Dağlar varmış o eflatun bayırların ötesinde.

Geride bırakılmışlar şehrinin de kenarında köşesinde.

Ovalar varmış oval.

Başka şekiller  de varmış, olmayan geometride.

 

Kaçalım.

 

Bir parça kağıt arıyor iç cebimdeki bayatlamış tütün.

Şapkamdan ayakkabıma kadar sarhoşum yine büsbütün.

Nefes alalım seninle değişiklik olsun diye.

Oksijen senin için, benim için.

Bir bekleyiş türküsü çınlıyor kulaklarımda

İçin için.

İçelim.

 

Ayağımızı kaydırmaya çalışıyorlar burada.

Gelmişler ta nerelerden.

Sırf bunun için.

Örnek bir insana benzetelim dış benliklerimizi.

 

Kaçalım.

 

İçimizde yaşlanmış, deli martılara uçakla uçalım.

Sen temmuz ol ben lacivert olayım.

Kapanmış yaralarımızı bıçakla açalım.

Sen düşünce ol, ben pasifizm.

İntihar edelim makarasına.

Sen pasiflora ol, ben deneysel alman sineması olayım.

 

Kaçalım.

 

İçimizdeki ahlak kırıntılarını kitaplara gömelim.

Yüzerek gidelim denizi olmayan yerlere.

Güzerek,

Yazarak,

Kışarak gidelim.

Koşarak gidelim

 

Kaçalım.

 

Zaten burada sevmediğim ilaçlar atıyorlar içkime.

 

Git anandan, babandan da müsade iste;

 

Biz kaçalım…


Son zamanlarda “tarih tekerrürden ibarettir” lafı kulağımı çok tırmalıyo. Her duyduğumda garipsedim ama ne yalan söyleyeyim bu sözün diğer yarısı olmuşum çoktan. Bu söz cuk diye oturmasa da tekerrür kısmı başka bi yansımayla - artık pat mı olur küt mü olur – oturdu.

Malum herkesin tipime bakınca kolay anladığı bok psikoloji…
Gerginliğimin, çirkinliğimin, sivilcelerimin ve kilololarımın baş düşmanı dangalak psikoloji… Rüyalarımda Voldemort görme falan derken bi de baktım depresyondayım. Bildiğin depresyon yani. Ben ki rock gruplarıyla doğmuş kız, Halil Sezai paraziti oldum. Annem durumun vahim olduğunu da buradan sızmış sanırım. Kendimi tanıyamıyorum. Böyle zamanlarda hemen gökçe’nin profiline girer, tivitlerini baştan aşağı okurum. Zaten Gece’nin yeni klibini 1 gün sonra izleyip geç kalmanın verdiği acıyla yazıyorum şu satırları. Acım büyük dostlar.

Şöyle ki öğleden sonra güne başlayıp kahvaltı yapıp ertesi günün öğleden sonrasında uyanmak üzere tekrar yatıyorum. Çarşıya çıkıp alacakalrımı listeliyorum, çarşıdan sadece bi çikletle dönüyorum eve. İndirecek müzikleri listeliyorum, bilgisayarı açmadan geri dönüyorum. Gotik gotik resimler çizip duruyorum -eminim ki eski resim öğretmenim görse bana başarılı demekten vazgeçer- Romantik şarkılar dinleyip ağlıyorum. Durum anlaşılmıştır sanıyorum.

Son dakika haberi ise dayımın matematik öğretmeni tutması. Fuck! Hem de dayımın işyerinde. Fuck! Hem de matematik. Fuck! Günde en az 3 saat mi? Fuck! Bi de soru bankaLARI! Fuck şöyle fuck böyle derken depresyonun dibine sürüklendim. Şaka maka ben darbiden çok değiştim. Demem o ki benim acil bana dönmem lazım.

Benliğimin kapısını çalıyorum, açan yok. “Benim ben, Elif!”

More Information